Uzun bir aradan sonra bana yazdıracak birkaç kelime daha sunan , o yüceler yücesinin armağanı ve adı aşk olan, bunu bilen ve bazen bilmezden gelen.....
La ville que je la sais est dure pour être partie : Bangalore… maintenant si le temps venait pour se réunir, si la dernière ride...
sen, ilk sigarası gibi günün,başdöndürücüama düşersem sendeleyiptutunmak istediğim şeysen değilsin biliyorumçünkü seni sevmekbir hançeri elinde tutmak gibi düşerkenöldürücüşimdi ben seni haykıramamismin yasakkalbimde mühürlü aşkınçünkü sen...
Evet nihayet vardım. Pasaport kontrolü ve birkaç önemsiz detayın ardından havaalanının önünde beni elimdeki adrese götürecek servisi beklemeye başladım. Selma, oraya varmak için yapmam gerekenleri...
gitmek ya da kalmak arasında bocalamamıştı. uzun zaman önce karar verdiği birşeydi bu. hiçbirşeyi planlamıyordu hayatına dair, ama karar vermişti birkere. gidene kadar, arada...
senin bu mektubu açıp okuman için bir süre biçemedim. çünkü seni bir daha bu kadar güzel, ilk gördüğüm gibi, tam da hatırladığım gibi bir daha...
uzağında olmanın zor olduğunu bildiğim şehir istanbul. şimdi kavuşma vakitleri geldi çattıysa ve ben en son bir bahar akşamı istanbulunda kalmışsam, bittiği yerden başlamalı şimdi....
dört duvar arasından hikayeler anlattım çokça geniş bir kapı açıldı dünyaya ve içinden ben geçtim bir bilgeye rastladım yalnız adını bilmezdi, birgün kumlara yazmış ve lakin rüzgarı...
yolda rastladım ona. hiç ele vermiyordu kendini. öyle uzun uzadıya anlatılır bir albenisi olmadığı gibi, benden uzun boyu ve gur dalgalı saçlarıyla yadsınamazdı da. tıpkı...
Bu gecenin sabaha dek mesaisi, bugüne gelesiye ömrüm gibi uzun, ona mesafem tüm yaşanmışlıklarım kadar kısa, umudumun boyu bir çiğdem tohumu kadar ufak olmasaydı ben...