![]()
![]()
uzağında olmanın zor olduğunu bildiğim şehir istanbul. şimdi kavuşma vakitleri geldi çattıysa ve ben en son bir bahar akşamı istanbulunda kalmışsam, bittiği yerden başlamalı şimdi. yaz benim için çoktan bitti. akşam erken indi. yaşanmışlıklar kısa sürdü bu yaz. hayallerimi de alıp götürdü rüzgar. uzaklara uçurdu ve beni sonbaharımda bıraktı yere. ve dedim ki ona arkasından bakarken, hissederken iliklerimde bu tatlı esintiyi: bırak göçmen kuşları izleyeyim kanatları altına almışlarken seni! ve tarih oluşumu ardımda bıraktığım kentlerde.
dünyanın bir başka köşesinde, zamanı bir çeyrek döngü geriden izlerken düşünmek için uzun zamanım oldu ve hiç bırakmadı aklım burayı. nedensiz fikrime çıka geldi ve hiç terketmedi bu şehir beni. adını duydum ve benimdir dedim, bilmeyenlere onu anlattım. güzelliğinden bahsettim. yerini soranlara kalbimdedir dedim. ama ben bu şehrin kalbi neresidir bunu bilemedim. evet bu şehrin bir kalbi olmalı. bu şehrin de bir kalbi olmalı ki..
* 5 Ağustos 2006'da blogcuya kaydedilmiş bir taslak yazımı okudum bugün, ve o haliyle yayınlıyorum.
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bundan 11 yıl önce 1997-1998 sezonunda o zamanki adıyla bir UEFA kupası eşleşmesi. Eylül 1997. Ali Şen'in başkan, Otto Bariç'in teknik direktör olduğu o sezonun ikinci yarısında 15 Şubat 1998'de Aziz Yıldırım göreve geldi. İki takım arasındaki eşleşmede turun ilk ayağı deplasmanda 0-0 bitmiş ikinci maçta ise Steau Bükreş, Fenerbahçe'yi 2-1 mağlup ederek elemişti. Oysa bundan neredeyse tam 1 yıl önce 30 Ekim 1996'da Fenerbahçe Avrupa kupalarında sahasında 40 yıldır yenilmeyen Man.Utd'yi Elvir Boliç'in golüyle mağlup etmişti. Bükreş maçında ise akıl almaz golleri kaçıran Mancheseterli futbolcular değil bizzat Boliçti. Fenerbahçe taraftarı ise artık günlük başarıların geçici tatminleri ile yetinemez haldeydi. Ne bir Manchester lafı duymak istiyordu ister City ister Utd., ne de Bordeaux. Geçen 10 yılda istikrarla üstüne koyarak gitti Fenerbahçe. Kimi zaman yenildi, kimi zaman yendi. Araya sıfır puanlar da girdi ama çeyrek finaller de sığdı yükselen bir eğriyle. Takım bugünlere gelirken iki adam ve iki tarih çarpıyor gözüme. Aziz Başkan'dan önce ve sonra. Hatalarıyla sevaplarıyla. Ve Daum'dan öncesi ve sonrası. Gece ve güzdüz gibi. Zico ustanın marifeti çeyrek finaldeyse kim Daum'lu takımın kazandığı tecrübeleri görmezden gelebilir. Her sene şampiyon olmak, bunun için önemli. 3 yıl üstütste şampiyon olmak bu yüzden önemli. Avrupa'yı reddetmek değil sanıldığı gibi, Avrupa'yı hedeflemek aslında. Daum sayesinde 2 şampiyonlar ligi tecrübesi yaşadı Fenerbahçe. Şampiyon olunan senelerin ardından oynanan Spartak Moskova, PSV, Schalke, Hatta Manchester, Lyon ve Milan maçları. Gün be gün Fenerbahçe Avrupa fobisini yendi. Oyuncular tecrübe kazandı yenerek ve yenilerek. Ve çeyrek final. Bir anda gelmedi Avrupa'nın ilk 8 takımına girme başarısı, gözden kaçırmamak gerek. Neticede şimdi bir yıllık aradan sonra, orta sıra Avrupa Takımlarını yenecek, kare as ligin takımlarıyla boy ölçüşebilecek, büyükleri düşündürecek bir Fenerbahçe'yi tekrar görüyorum ben. Ama bir Steaua galibiyeti ile değil. Geriye baktığımda görüyorum. Son 10 yıldaki çıkışıyla Yendiği ve yenildiği maçlarla görüyorum.
Dün akşamki maçta istekli, arzulu, pres yapan, pas yapan, gerektiğinde çalım atan, gerektiğinde şut çeken, Santos'uyla, Alex'iyle klas goller bulan bir takım vardı sahada. Ne zaman golü atıp üstüne yatmak istediyse daha önceki maçlarda olduğu ve burada yazdığımız gibi, işler terse dönmeye başladı. Fenerbahçe'nin bir şansı golü erken yemesi oldu belkide. Karşılığını verebildi böylelikle kalan zamanda. Hem de yediği golde adamını kaçırıp kafa vurduran Bilica'nın golüyle.
Daum'un karşı takıma göre Vederson - Santos tercihi yapmasını doğru buluyorum. Guiza'nın oturması ise en doğrusu.. Oyuncu değişiklikleri de yerindeydi dün. Bir acaba Topuz'a. Hala beklenen düzeyde değil. Biraz heyecanına hakim olabilirse Özer Topuz'un tahtını sallayacak gibi. Emre ve Cristian'aysa hiç laf yok. Emre için ayrı bir yazı yazılmalı bence. Neden Belözoğlu'nun bu kadar seveni ve bu kadar sevmeyeni var, insan ancak taraftarı olduğu takımda oynadığında anlayabiliyor. Yeteneği, teri, emeği.. Sarı lacivert ne güzel yakıştı Emre'ye, hiç eğreti durmadı..
Bir not da forma için. Çok şık buldum ben. Avrupa maçları için biçilmiş kaftan. Klasik çubuklunun süper ligde anlamı neyse benzer çağrışımları da Avrupa'da yapabilecek klas ve kalitede bir forma. Zaten taraftarın üniforması olmuştu. Arma forma. Hemen bir tane edinmeli..
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Fenerbahçe, bu kez zorlu geçeceği düşünülen maçta rakibine oranla çok daha üstün oynayarak maçı kazandı. Geçen hafta Galatasarayın hücum gücünü iyi olduğunu fakat Fenerbahçenin daha dengeli bir takım olduğunu yazmıştım. Nitekim Galatasaray savunması ve kalesi, Fenerli oyuncuların baskısı ile hata üzerine hata yaptılar. Maçın başında Baros'un sakatlanması, bir defas hatasıyla yine Vederson'un dışardan çevirdiği ve Lugano'nun kaleye gönderdiği fakat geçersiz sayılan pozisyon, seyirci baskısı ile birleşip bence ounun kırılma noktalarından birisini oluşturdu. Galatasaraylı futbolcular işte o andan itibaren işlerin Kadıköy'de ters gideceğini anladılar ve acaba yine mi? sorusu kafalarına bir kez girdi. İşte o dakika bu yüzden önemliydi. 
Ben bu galibiyette yine Daum'u başrolde görüyorum. Rahmetli Kazım Kanat'ın deyimiyle dahi Daum, "kadife ayaklı total futbol gönüllüsü her daim takım giyen beyefendi ve elit futbol adamı" Rijkaard'a nazire yaparcasına "taşra kurnazlıklarıyla" işi götürdü. Bir parantez açacağım. Bu sıfatları; haftasonu Hürriyet'in 10 Numara Futbol ekinde "Christoph Daum ve Frank Rijkaard Analizi; İki Takım Arasındaki 9 Fark"ı yazarak sağolsun bizleri aydınlatan Kaan Koç 'tan alıntı yapıyorum. Daum'un ne postalları kaldı, ne Doğu Almanlığı. Hele Fenerbahçe Galatasaray arasındaki 9 fark evlere şenlik. Hep nalıncı keseri gibi kendine yontmuş arkadaş sözde tarafsız kalarak. Ayıptır beyler, Daum'u bu kadar küçültüp, Rjkaardı putlaştırmayın. Yanlış hatırlamıyorsam Barcelona'yı çömez Guardiola bile geçen sene Avrupa Şampiyonu yapmıştı. Bu işlerin biraz da kadro işi olduğu apaçık. O zaman seneye Beşiktaş da Guardiolayı getirsin bakalım, sonuç ne olacak merak ediyorum. Allahtan Beşiktaş, Fenerbahçe'nin Aragones'i gibi Del Bosque olayından dersini aldığından böyle bir ihtimal söz konusu değil. Beşiktaşlı arkadaşlar rahat olsunlar.
Medyada bir kısım arkadaşlar var; bunlar genelde playstation canavarları, koyu Liverpool ve Barca fanatikleridir. Rafael Benitez ve Rijkaard gibi birkaç favori teknik adamları vardır, başka da adam tanımazlar. Her daim verdikleri örneklerde bu birkaç takım ve hocadan dem vururlar. Ah ülkemizde futbol mu var; haftasonu İngiltere'den şu maçı izledik yerimizde oturamadık derler. Sonra da Anadolu takımlarına 3-4 gol atınca takımı Avrupa Şampiyonu yaparlar. Bu birkaç takımın posası çıkmış adamları, yolun sonunda ülkemize, ne tesadüf gizli fanatiği oldukları Galatasaray'a gelince, bunlara futbol mesihi muamelesi yaparlar, adamlar da ne olduklarını şaşırıp malum üç haftada dokuz golü kalede görürler. Bu takımların malzemecisi gelse kulüp başkanı yaparlar inanın bana. Şaşırıyorm. Nedense fanatizimlerini her daim tarafsızlık maskesi altında saklamaya çalışıp bir şekilde Fenerbahçe'yi akıllarınca küçümseyi adet edinmişler bu arkadaşlar. Ellerinden gelse Hagi'ye fair play ödülü verecek; Şampiyonlar liginde attığı ve attırdıklarıyla Fenerbahçe'yi çeyrek finale taşıyan Alex'i küçük maçların adamı ilan ederek baltalayacaklar. Şimdi varlık dahi gösteremeyip yenildikleri maçta yine topu taca atıp, ah vah Türkiye'de oynanan da futbol mu , biz yenildiğimize değil Türkiye'de futbol olmadığına üzüldük diyorlar. Anadolu takımlarına gol yağdırırken, 3-4 atarken, Rijkaardı göklere çıkarırken neden böyle demiyordunuz ama?
Farkındayım, sevgili Selçuk Yula tarzında bir yazı oldu ama, bahsettiğim ekte yazan gibi birkaç arkadaşın saçmalıklarını okuyunca, dinleyince vs. benim de cinlerim tepeme çıkıyor. Aslında yazıyı okur okumaz bunları ifade edecektim fakat taraftarlık yönüm yazarlık yönümden ağır bastığından totemleri bozup da maç hakkında konuşmamak adına şu adamlara iki çift laf edemedim. Gerçek olan şu ki; Galatasaray iki sezondur Fenervari bir şekilde üstüste tarihin en pahalı kadrolarını kuruyor. Geçen sezon ne derece başarılı oldukları ortada. Bu sezon için de tahminler yvaş yavaş oluşmaya başladı. Arda'nın yanına aynı türde Kewel, Elano gibi etkisiz elemanları bir dünya paraya alıp -Keita'yı ayırıyorum, birkaçını kulübede oturtmak yerine defansa da takviye yapılsa iyi olmaz mıydı diye sormak gerekir bence boş safsatalar yerine. Eminim Galatasaraylılar da bana hak verecek bu konuda. Oysa böyle pahalı ve gereksiz transferler, yani sözüm ona Galacticos değil Galatasaray içi asıl olan altyapıydı yıllardır. Altyapıdan gelen genç ve mücadeleci yıldızlara birkaç iyi takviyeyle Avrupa'da başarı geldi. Bunu sakın unutmasınlar. Bir ufak tavsiye daha; şimdi dönüp hocayı yerin dibine sokmasınlar bu arkadaşlar; hoca Barcelona'da da hücum futboluna geçiş yaparken başlangıçta böyle kötü sonuçlar almıştı, sonrası malum.
Tekrar maça ve Daum'a dönersek, sakatlıkları tam olarak geçmeyen Guiza ve Semih yerine Colin Kazım'ı iki maçtır forvet oynatıyor. Hatırlarsanız bu futbolcu Fenerbahçe'ye sağ açık olarak gelmemişti fakat modern futbolda tek forvetlerin yanında kanat adamlarının eskiden olduğu gibi sadece depar ve orta değil başka meziyetlere de sahip olması gerekliliği, Kazım'ı sağ kanada yerleştirdi. Fakat kalıplara bağlı kalmayarak onu bir forvet, solbek Santosu sol açık ve hatta oyun kurucu olarak oynatan ve verim alan Daum'u takdir etmek ve alkışlamak gerek. Yorulana kadar Kazım topa önde sahip oldu, Guiza'dan farklı olarak adam geçti, İngilizvari omuz koydu ve tatlı sert faul yaptı -ki ben açık olarak düdük çalınan çoğu pozisyonun faul olmadığını düşünüyorum; bu da Fenerbahçe'nin rakibine pozisyon vermemesinin en önemli etkenlerinden birisiydi. Arkada Emre-Christian, Vederson ve M. Topuz orta sahası da pres yapar olunca, Galatasaray'ın hücum orta saha defans bağlantısı kesildi ve Fenerbahçe karşısında oyun hakimiyetini yitirdi. Bence ilerleyen haftalarda da Kazım, iyi bir forvet alternatifi olarak değerlendirilmelidir.
Maç sonunda futbolcuların saha ortasına toplanışı, taraftarla birlikte galibiyeti kutlaması, işte bu anlar görülmeye değer, herşeyin üzerinde ve herşeye değerdi.
Son söz, Profesör Alex'den. Diyor ki futbol aslında o kadar da karmaşık değil, basit bir oyun. Topu alınca hızla karşı kaleye gidip gol atacak, kaptırınca da topun arkasına geçip bir an önce onu tekrar kazanmaya çalışacaksınız..
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Haftalardır beklenen oldu ve nihayet Fenebahçe yenildi. Bu yenilgide, şüphesiz 8 haftalık tarihi başarının mimarı olan Daum'un yine başrol oynadığını söylemek gerek. Daum, takımı iyi hazırlayan, sistemi sonuca yönelik belirleyen, kendine has, özel bir hoca. Fakat hocanın takıma göze hoş gelen futbol oynatmasını beklemek boş bir hayal; bunu en iyi 3 sezonluk tecrübeyle Fenerbahçeliler biliyor. Arada şampiyonluğun kaçtığı sene Kadıköy'deki Galatasaray maçı gibi istisnaları da unutmamak lazım. Güzel futbol nedir diyenler o maçın dvd'sini bulup bir kez daha izlesin.
Tekrar Gaziantep yenilgisine dönersek, hocaya yükleneblecek en büyük kusur, iyi başlayıp kötüye giden oyuna müdahale edemeyişi, yaptığı oyuncu değişikliklerinin uygun olmayışıydı. Tıpkı Twente maçında etkisiz kalan takıma müdahale edemeyişi gibi. Fenerbahçe, kazandığı maçların etkisiyle, bu kez de yenilmem, skoru üstüne yatarım diyor ama başarılı olamıyordu bu iki maçta. Vederson yerine Santos'la sol kanadı çökerten Daum, Bekir'e bir Gaziantep jesti yapıp onu Gökhan Gönül'ün yerine oyuna aldığında dakikalar 80'i gösteriyordu. Bense bir mağlubiyet halinde bu değişikliğin çok tartışılacağını biliyordum. Nitekm mağlubiyet golünün mimarı oldu Bekir. Sezon başında Gaziantepsporlu taraftarlara sormuştuk Bekir'i; Lugano ve Edunun yerine düşünülürken. İyi bir yedek olur demişlerdi. Bir söz de Önder'e söylemek gerek. Malesef Önder iyi bir yedek bile olamaz. Ne zaman Lugano'nun yerine görev alsa, başına bir iş getiriyor takımın. Milli maçta da büyük hatalar yaptı. Bir kere çok ağır. Ve de yanlış pozisyon alıyor.
Bu takımın aslında bir temeli var. Ne zaman o oyuncular yoksa takım çöküyor. Volkan, Lugano, Alex, Gökhan, Emre.. Bunlar yoksa veya gününde değilse sonuç iç açıcı olmuyor. Bir veya birkaçının yokluğu bile yetiyor. Aslında bu haftaki derbiye dair en büyük korkum da bu oyuncuların sakatlığından dolayı oynamayacak veya çok hazır olmadan oynayacak olmaları. Yoksa GS'nin hücum silahları çok güçlü olmasına rağmen, Fenerbahçe rakibine oranla daha dengeli bir takım. Hücumu da bu derbiyi alacak güçte savunması da. Yeter ki tam ve hazır bir kadro çıksın.
Hafta içi Bükreş deplasmanı var ve her zaman Avrupa'da başarı diyen bizler bile GS maçını düşünüyoruz. Derbinin gölgesinde bir Avrupa maçı. Fenerbahçe Steaua'yı yenecek güçte ama az hasarlı bir beraberlik kimseyi mutsuz etmeyecek. Futbolcular da böyle düşünüyor hoca da. Fazlası için takımın kendisini sıkacağını söylemek zor.
Bir parantez de Özer Hurmacı'ya açmak lazım. Benim de çok beğendiğim bir oyuncu. Medyanın desteğinin de üzerinde olduğunun farkındayız. Çok şans bulamadı buna da hem fikirim. Ama her zaman genç yeteneklere önem verelim diyoruz ya; genç yetenek de Gökhan Gönül gibi olacak. İkinci ligden de gelse, 21 yaşında da olsa, bir şampiyonlar ligi maçında görev gelecek, hazırıdı - değildi alıştı - alışmadı demeyecek kimse, öyle bir oynayacak ki o formayı bir daha üzerinden kimse alamayacak. Belki o görev günü gelmek üzeredir Özer için. Haydi Özer, sana güvenenleri mahçup etme, benim gibi ihtiyatlı yaklaşanların da kafasındaki şüpheleri kaldır. Bu camia seni bir Rıdvan, bir Oğuz, bir Aykut, bir Gökhan Gönül yapmak istiyor. Hazır mısın?
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bir kez daha alışkın olduğumuz bir skor ve sonuçla bitti İnönü'deki Beşiktaş Fenerbahçe derbisi. Maçı anlatan Melih Şendil bile skor 1-2'ye geldiğinde "bu skor iki takıma hiç yabancı değil" diyordu. Maç bu skora geldikten sonra, Beşiktaş maçı alabileceği inancına kavuşmuş, Fenerbahçenin üzerine daha bir şevkle gelmeye başlamıştı. Sağolsun "Dede Efendi" de yaptığı Emre - Deniz, Semih - Colin Kazım değişiklikleriyle Beşiktaş'ın ekmeğine yağ sürünce -zira Semih'in ve Emre'nin çıkmasıyla Fener'in karşı yarısahada top tutamaz, Barçavari paslaşmaları artık yapamaz olduğu görülmekteydi, son 25 dakika Fenerbahçeliler için geçmek bilmedi.
Maç sonunda Fenerbahçenin ilk yarıdaki paslaşarak oynadığı futbola bir türlü anlam veremeyen Türk spor kamuoyu -ki haksız değiller düğün değil bayram değil, kısa bir araştırma neticesinde bu işin sebebini bulmakta gecikmedi. Olay şöyle gerçekleşmiş efendim: Bir önceki akşam Real-Barça maçını izleyen Fenerli futbolcular oynanan futboldan çok etkilenip "-neden biz de böyle futbol oynamıyoruz, hadi gelin şunu bir deneyelim Karakartalın üzerinde" demesinler mi? Tabii burada birkaç soru da aklımıza gelmiyor değil. Fenerli futbolcular ilk kez mi bir Barcelona maçı izlemişler? İspanya milli takımına bu futbolu oynatmış bir tanıdıkları yok mu etrafta? Beşiktaşlı futbolcu kardeşlerimiz neden maçı izlememişler? Fenerin kalesine füze yollayan Holosko acaba hangi bilimkurgu filminden etkilenmiş.. Herneyse, gerçekten güzel görüntülerdi. 17. pasta atılan gol de, 4 cm.lik minik bir omuz farkına rağmen Fener'in ligimize kazandırdığı güzel gollerden birisi oldu. Maçı İspnaya'da naklen yayınlayan Canal+ izleyicilerine karşı da bu sayede Gs maçından sonra biraz da olsa karizmayı güçlendirmiş olduk . Dede Efendi maçtan sonra "ben de zaten bu futbolu oynatmaya çalışıyordum futbolcular sene sonunda ancak anladı, zaten ben bunu İspanya milli takımında da 2,5 senede anca yaptım.." benzeri laflar edince Fenerli taraftarlar hocanın ne demek istediğini anlayıp "Aragones'le 1,5 yıl daha mı? Oh my god" tarzında hezeyanlar yaşadılar. Ama sayın Aragones siz milli takımı birkaç ayda bir değişik oyuncularla bir araya getiriyorsunuz, oysa burada aynı futbolcularla hergün bir aradasınız, bu işin daha çabuk olması gerekmez miydi? demek ya kimsenin aklına gelmedi yahut yaşına hürmeten böyle bir laf edilmedi. Neyse sayın hocamızın İstanbul aşkını ve burada kalmaya hazır olduğunu söylediğini duymak yine de güzeldi. Bir yabancıya kendimizi sevdirmişiz nihayetinde. Bakalım sezon sonu neler olacak. Fener taraftarlarına sabır diliyorum.
Neyse şaka bir yana, Fenerbahçe'nin oynadığı futbolu, şampiyonluk adayı takımlara karşı aldığı sonuçları, Guiza'nın aşırtma golünü, orta sahanın üstüste 10-15 pasını görüp de neden bu takım şampiyonluğa oynamıyor diye hayıflanmamak elde değil. Şampiyonlar ligi vizesi alamayan bir önceki yılın çeyrek finalistine de. Beşiktaş taraftarının İnönü'deki şampiyonluk şarkıları söyleyen halini kıskanmamak da mümkün değildi. İşte bu kıskançlıktı belki takımı ateşleyen. Fener şimdi küçük bir çocuktu, kardeşinin bayramlık beyaz gömleğinin üstüne bir şişe lacivert mürekkebi döküp berbat etmişti..
Son bir sözüm de Sergen Yalçın kardeşimize. Yorumlarını çok skora dayalı ve kaybedeni alaya alır, hülasa sevimsiz buluyorum. Maçtan önce alaycı yorumlar yapmış %100 Beşiktaş favori gibi anlamsız bir laf etmiş, bu savunmanın üstüne gidilirse çok gol olur gibi şeyler söylemişti. Kusura bakmasın ama futbolculuğu gibi yorumculuğu da beceremiyor. Yetenek var ama olmuyor, olmuyor, olmuyor..
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı